YANLIZLIK PAYLASILMAZ

 

Ana Sayfa

Bize Ulasin

Oteller

Turlar

Genel Bilgiler

Restorantlar

 

Siz hiç Uşak Çiftetellisini Roza Eskenazi’den dinlediniz mi? Ama, Ime Prezakias Tsifte Telli olarak. Ya Makber’i dinlediniz mi? Hani “her yer karanlık, pür nur o mevki” Ama Makber olarak değil “ Oponos Tis Ksenthia olarak yani Gurbet Acısı…..

Ya Marika Kanaropula’dan ammann amannn diye başlayıp da insanın tüylerini diken diken eden Neva Hicaz makamından gazelini hiç dinlediniz mi? Marika Ninu’dan Çoban Kızı nı? “Sesime ses verin tumanlı tağlar, derdime eş olur bir Çoban Kızı”

Hep amannn amannn diye başlayan o güzel şarkılar hep vatanlarına özlemden ortaya çıkmış yıkık, sönük hayatlarının, anılarının hüzünlü hikayelerini anlatmışlardır.

Kimisi eroinden gitti daha yirmi dokuzunda, kimisi Roza Eskenazi gibi uzun yaşadı ama bir kenarda unutulmuş, artık aranılıp sorulmamanın buruk hüznü içinde yok yoksul göçüp gitti bu hayattan.

Şimdi kemikleri bile kalmamış bizim insanlarımızdı onlar, çoğunun mezarı bile yok, toprakları yok ki bol olsun diyelim arkalarından. Hepside bizim insanımızdı, mübadele ile koparılıp hiçbir zaman kaynaşamadıkları Yunanistan’a gemiler dolusu götürüldüler ve arkasından da bir dönemin yüzkarası 6 Eylül olayları vuku bulup dükkanları, evleri yağmalanıp gavur horlamaları ile ikinci kez vatanlarından, topraklarından koparıldılar. Büyük toplumsal yıkımlar yalnızca düşmanlık ve tüyler ürpertici anılar mı yaratır? Hayır! Acılarını, vatanlarına özlemlerini, anılarını türkü edip yaktılar.

Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda sanayileşmeye çalışan bir ülke, uluslaşma çabaları sonucu, kendi öz varlığı olan bu insan kaynağından yoksun kalmıştı. Sanatta, mimaride, ticarette hep bu insanlar hakimdi. Osmanlı’nın kültürel birikiminde de en önemli pay bu insanlarındı. Taş ustaları, ağaç ustaları, mimarlar; nakkaşlar ya Ermeni, yada Rum’du. Ticaret de büyük ölçüde Yahudi toplumunun elindeydi. Türkler ise savaş, yıkım ve çiftçilik de uzmandı.

Sanatta, teknik bilimlerde ilerlemeyi, fabrikalar kurmayı insan kaynaklarından yoksun cumhuriyet, gençleri yurtdışına göndererek bilgi birikimini ülkeye getirmeleri ile sağlamaya çalıştı, zaman kaybetti. İstanbul’un fethinden sonraki tüm insan birikimi birkaç gecede yok olup gitmişti. Üniversitelerimizin mühendislik bölümlerinin bir çoğunun kuruluşunda ikinci dünya savaşında Almanya’dan kaçan bilim adamlarının katkısı görülecektir. Kendi başına yeni teknoloji ve yeni bir anlayış dizayn edemeyen bir ulus, gavur horlaması ile kaybettiği insanlara karşı yine (gavurlardan!) medet umdu. Nomad kültürü ağırlıklı bir toplum ittirmeyle de zorlamayla da yeni bir teknoloji yeni bir anlayış dizayn edecek durumda değildi çünkü.

Bir Mimar Sinan vardı. 9 Nisan 1588 yılında öldüğünde 97 yaşını 10 ay ve 11 gün geçiyordu. İki eserinde aynı planı asla kullanmamıştı. Onun için sanat ufku, yalnız İtalya’yı gören büyük Rönesans mimarlarından daha geniş ve daha açık oldu. Anadolu, İran, Mısır, Mezopotamya, Suriye, Arabistan, Kırım, Macaristan, Arabistan, Orta Asya , Balkanlar ve Avrupa’yı uzun yıllar gezdi değişik kültürlerden etkilendi. Öldüğünde 81 cami, 51 mescit, 81 medrese, 19 türbe, 17 imaret, 3 hastane, 7 baraj, 8 köprü, 18 kervansaray, 33 saray, 32 hamam ve 6 mahzen ile beraber miras olarak da borçlarını bıraktı. Onun çıraklık döneminde yaptığı Şehzade camii kapalı 28 yıldır tamir edilmeye uğraşılıyor. Üstelik tüm halıları, el yazmaları, çinileri de 500 yıl sonra torunları tarafından yağmalandı. Ayasofya’yı yeniden inşa edercesine onaran ve ayakta durmasını sağlayan da odur ancak biz 20 yıldır Ayasofya’yı onaramıyoruz. İnşaat müteahhidi ve onların taşeronları tarafından duvarlarını kum ve çimento ile sıvıyoruz. Tac-Mahal’i İstanbul’dan giden Mimar Sinan’ın öğrencileri yapmıştır. Birde bugüne bir bakın, şu şehrin siluetine bir bakın ne halde.

Çocuktum daha 10 yaşındaydım 21 yıl önceydi. TRT’nin siyah beyaz olduğu dönemlerde ekranda Yannis amcayı gördüm. Rum’du, babamın arkadaşıydı, fıçı ustasıydı, Ortaköy’lü Yannis derlerdi. Fıçı ustalarının en yaşlısı ve ustaların ustasıydı. Bugün artık ülkemizde fıçı bile yapılamıyor. Hani şu şarapların bekletildiği, turşuların yapıldığı meşe ağacından fıçılar. Türkiye artık ağaç fıçı ihtiyacını hangi ülkeden temin ediyor bilin bakalım. Dünyanın en zengin ve ileri ülkelerinden biri olan Fransa’dan.

Peki siz hiç elma dolması yediniz mi ? Unutulup gitmiş binlerce Türk yemeğinden biri. Elmanın içinde pirinç, kıyma, karanfil ve de kişniş konarak hazırlanıyor. Peki Sultan Reşat Pilavı, Zeytinyağlı Kereviz Dolması, ya Arabaşı çorbası içtiniz mi? Hamsiköy sütlacı tattınız mı? 100 yıllık İstanbullu anneannem Nazire Hanımın mutfağında pişen yemeklerdi bunlar. O da annesi Selime Veriz Hanım'dan öğrenmişti.

Çok şeyimizi yok ettiğimiz gibi Türk mutfağını da öldürdük. İleri ve medeni bir ülke olmayı geçmişimizi yok ederek kuracağımızı sandık. Bazen 100 yıl önce daha medeni ve uygar bir toplumuyduk diye düşünüyorum. Medeni olmayı renkli televizyonlarla, cep telefonlarıyla, köylerde çalışan otomatik çamaşır makineleriyle olacağını sandık.

Toplumların mutfak kültürleri, onların uygarlık seviyelerini gösterir. Kültürler refah düzeyleri arttıkça zenginleşir. Türkiye ise son 20 yılda zenginleştiği halde, kültürel anlamda gerilemiştir. Bu gün biz kendi malzememizi ve dışarıdan getirdiğimiz malzemeyi tanımıyoruz. Mesela yeni bir yemek türü üretilemiyor, aldığımız örnekleri olduğu gibi, yorumlamadan kullanıyoruz. Bundan 150 yıl sonra gelecek kuşak, hamburgerin mutfağımızda sürekli var olduğu kanısına kapılırsa, hiç de haksız sayılmaz.

Osmanlı mutfağı hiç yerinde saymamış hep ileriye gitmiştir. Anavatanı Amerika olan domates, biber ve patlıcan İstanbul’a ilk kez 17. yüzyılda gelmiştir. Gemilerle yeşil halde gelen domates, o tarihlerde kırmızıya dönüşünce çürüdü diye çöpe atılırdı, ama hiç vakit yitirmeden yeşil domatesin turşusu ve yahnisi yapılmaya başlanmıştır bile, çünkü ayrı etnik kültürlerden gelen insanlar Ermeni si, Rumu, Çerkezi birbiriyle etkileşim halinde başka başka yemekler üretmişlerdir bu sebzeden. Çürüdü diye çöpe atılan kırmızı domatesler ile de bir gün sulu yemek kültürünü geliştirecektir bu kültürel etkileşim.

Etnik yapısı kuvvetli birbirine sıkıca bağlı olan toplumlar dünyadaki tüm yeniliklerin öncüsü oluyor, farklı kültürlerin zenginliği yeni ve farklı modellerin doğmasına neden olabiliyor. Amerika örneğindeki gibi. Türkiye etnik yapısı ile oynayarak bir daha tamiri mümkün olmayan bir sürece girmiştir. Ve bu süreç üretmekten çok, alıp kullanmaya, hırsızlığa, yağmalamaya, dünyanın her alanda en ahlaksız toplumu olmamıza neden olmuştur. Çok kültürlülüğün etkileşimi sona erip, Nomad kültürünün hakim olması sınıfsal yapımızı aşağıya çekmiştir.

Teknolojide, edebiyatta, sosyal hayatta, endüstride, mimaride yeni bir şeyler dizayn edemeyen ve üretemeyen bir toplum olduk. Kısacası stilimizi kaybettik.

İleri bir toplum, hem dünya da hem de içeride yalnız kalarak sağlanamaz. Çünkü Yalnızlık Paylaşılmaz.

Hakan ÇİFTÇİ, Competitive Advantage of Turkey Koordinatörüdür.

Hakan CIFTCI

 

Ana Sayfa

Bize Ulasin

Oteller

Turlar

Genel Bilgiler

Restorantlar

 

Istanbul Life.Org: Incili Cavus Sok.No:37/3 Alemdar Mah. SultanAhmet Istanbul /TURKIYE

Tel: 90 (212) 511 2198 - 511 7556 Fax: 90 (212) 511 21 98 - 520 77 43 e-mail: info@istanbullife.org