PROJE1

 Türkiye´nin ilk kentsel rehabilitasyon projesi

Ersin KALKAN

Çok yakında İstanbul, tarihinin en büyük kentsel restorasyon uygulanmasına sahne olacak. Unesco Dünya Mirası Merkezi, Fatih Belediyesi, Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsrastlaü ve Fener Gönüllüleri Derneği tarafından hazırlanan, ``Fener ve Balat Semtleri Kentsel Rehabilitasyon Projesi'' adı verilen çalışma yakında hayata geçirilecek. Proje, İstanbul´un en eski iki büyük semtini, onlarca cadde ve sokağı, 1267 tescil edilmiş binayı kapsıyor. Bu yönüyle proje, daha şimdiden Türkiye´de bugüne kadar hazırlanan en hacimli kentsel yeniden yapılanma planı olarak da kayıtlara geçeceğe benziyor.

Proje çalışmasına 1 Eylül 1987´de başlandı ama bu aşamaya gaselene kadar bir hayli badire atlatıldı. Bölgenin korunması gerektiğine ilk inananlar mimarlardı. 1968´de bir grup mimar, Zeyrek, Fener, Balat ve Ayvansaray´ı kapsayan geniş bir araştırma yaptı. Bu araştırma sonucu bölgedeki tüm tarihsel ve kültürel çevrenin elden gitmeye başladığını anladılar. Onlar anladılar ki, bölgede, dünyada bir eşine daha namayacak denli önemli eserler var. Ve bu eserlerin bir kısmı ha diyince yıkılacak duruma gelmiş. Bunu yetkili ve yetkisiz herkese arz ve beyan eden bu bilim adamları sayesinde 1975´te, önce Zeyrek´te bir bölge korumaya alındı. 1979-1980 döneminde ise, koruma alanı biraz daha genişletildi.

Zeyrek´in kıymetli bölge ilan edildiği 1975´ten sonra yıllarca hiçbir girişimde bulunulmadı. Yirmi yıl boyunca tek bir çivi bile çakılmadı. Geçmişi bin beşyüz yıl öncesine kadar uzanan Molla Zeyrek Camii (Pantakrato Kilisesi) çökmeye devam etti. Osmanlı çeşmeleri kurudu. Tarihi hamamlar çöktü. Konaklar yangınlara maruz kaldı. Yokolan konakların yerini, dışı BTB´li Lazok mimari örnekleri aldı. Beşyüz yıllık camilerin avluları mezbelelik oldu. Arnavut kaldırılarının üzerine kat kat asfalt atıldı. Sokakların nefesi kesildi, insanların ayaklarından toprak çekildi. Fener de böyle, Balat ve Ayvansaray da. Ve tüm İstanbul da.

Osmanlı ahşap mimarisinin ve dünyanın en seçkin ahşap yapılarını bünyesinde barındıran Süleymaniye de ``korumaya'' alınan bölgelerden biriydi. 1978´in başlarında, İstanbul Üniversitesi 56 konağı, İstanbul Belediyesi ise, çok sayıda binayı korumaya aldıklarını ilan ettiler. İçinde oturan aileleri buralardan çıkarıp, insandan ve onların binaya vereceği olası zarardan yapıları azade kıldılar. Ama, bir çivi bile çakılmayan bu evlerin büyük bir bölümü yangınlar sonucu tarihin külleri arasına karıştı.

1982´de Unesco, Süleymaniye´nin kurtarılması için bir grup yerli ve yabancı mimarla proje çalışması başlattı. Preje uygulama aşamasına gelindiğinde finansmanın uluslararası kuruluşlarca karşılanması hedefleniyordu. 1984 sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Bedrettin Dalan, daha çok ``modernite'' yanlısı olduğundan bu projeye sıcak bakmıyordu. Dalan ve ekibi ``eskimiş ve köhnemiş'' kent parçalarının dozerlerin kepçesine takılarak sonsuza kadar ortadan kalı, bunların yerine çağdaş semtlerin kurulmasını savunuyordu. Bu ekip, anlayışlarını en iyi Haliç kıyı şeridindeki istimlak olayında hayata geçirme fırsatı buldu. Tarihi ve kültürel değeri olsun olmasın tüm yapılar dozerlerle denize döküldü. Venedik Sarayı, Cibali Sinagogu, Ayvansaray´daki 400 yıllık kayıkçılar sokağı yerle yeksan edildi.

Süleymaniye projesi belirli bir aşamaya gelip fizibilite çalışması Dalan´ın masasına indiğinde, Belediye Başkan´ı bunu anında reddetti. Unesco ve Avrupa Birliği ekibinden, surların onarımı için para talep etmekle yetindi. Oysa Unesco, tarihi yarımadanın tamamına yakın bölümünü ``Dünya Kültür Mirası'' listesine almış, karar çoktan bu kuruluşun yetkili organlarında onaylanmıştı. Unesco tarafından önceliğin Süleymaniye´ye verilmesinin nedeni, ahşap yapıların bakımsız bırakıldığında, diğerlerine oranla çok daha çabuk kaybedilecek olmasıydı. Burayı pilot bölge ilan eden Unesco, ahşap konakların belirli rant çevreleri tarafından hızla yakılarak yok edilmekte olduğunun da farkındaydı.

Proje kurulunun başında Prof. Nezih Eldem bulunuyordu. Hoca, yıllarca emek vererek hazırladığı projenin, İstanbul gibi bir kentin belediye başkanı olan zat tarafından uygulamaya koyulmamış olmasını hala anlayabilmiş değil. Tabii bu karardan sonra Unesco heyeti tası tarağı toplayıp, Dünya Kültür Mirası olan kenti terketmek durumunda kaldı. Gittiler ama, akılları hep arkada kaldı. Yıllarca, bu köhnemiş moderlik anlayışın aşılmasını beklediler.

Dünyanın ve Türkiyenin saygın bilimadamlarının beklentileri için kapı, Habitat II toplantısında biraz olsun aralandı. Tarihi yarımadada bilindiği gibi iki ilçe bulunuyor (aslında böylesi yerel bölünme de büyük bir saçmalık): Eminönü ve Fatih. Habitat toplantılarına Eminönü Belediyesi çağrıldı, Fatih Belediyesi´ne teklif bile gitmedi. Dönemin Fatih Belediye Başkanı Sadettin Tantan, göreve geldiği 27 Mart 1994´te ilk iş olarak, Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Mimarlık Tasarım Sorunları Anabilim Dalı´nda görevli Doç. Dr. Fikret Evci´yi, başdanışman olarak göreve atadı. Evci´ye önce Zeyrek´i, sonra da Fener, Balat ve Ayvansaray´ı işaret etti. Bölgedeki tüm tarihi yapıların, sivil mimari örneklerinin envanterinin çıkarılmasını isteyen Tantan, ilk günlerden itibaren ilçede köklü değişiklikler yapılacağının alametlerini verdi.

Ayvansaray´da Haliç kıyısından başlayıp, Samatya´da denize dökülen Fatih´in içinde binlerce tarihi eser ve her milletten yüzbinlerce insan varlığını sürdürüyor. Daha doğru bir deyişle sürdürmeye çalışıyor. Çünkü, ilçenin fiziki ve sosyal çevre olanakları, yıllardır ihmal edilmiş olmanın sonucu, insan yaşamı için elverişli olmaktan çıkmış durumda.

Tantan ve ekibi ilk iş olarak en mağdur durumda olan Zeyrek için çok kapsamlı bir projenin hazırlığına başladı. Proje belirli bir aşamaya geldi ama Fatih, ülkenin en kalabalık ilçelerinden biri olmasına rağmen bütçesi çok zayıftı. Dolayısıyla yapılacak olanlarda çok kısıtlı. Belediye, Vakıf ve Hazineye ait birkaç yapıyı uhdesine alarak onların restorasyonuna başladı. Zembilli Ali Efendi Tekkesi bunlardan biriydi. Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı´yla (TEGV) birlikte belediye bu yapıyı onardı, burada bilgisayar donanımlı küçük bir eğitim birimi kurdu. Fındıkzade Çukurbostanı ve Çarşamba Çukurbostanı diye anılan iki açık hava Bizans sarnıcı de mezbelelik olmaktan kurtarılıp eğitim parklarına dönüştürüldü.

Habitat toplantılarına çağrılı olmadığı için sadece izleyici olarak katılan Tantan, burada Unesco temsilcileriyle gayri resmi olarak dirsek temasına başladı. Burada ilişkiye geçtiği uzmanlara Zeyrek projesini anlatan Tantan bölgeyi gezmeleri için Unesco yetkililerini ilçeye davet etti.

Habitat´ı izlemeye gelenlerden biri olan Fransız Milletveki Yves Daugo, Zeyrek projesiyle ilgili bilgi almak için Fatih Belediyesi´ni ziyaret etti. Kendisine proje ve çalışmalar hakkında bir brifink verilip semt gezdirildi. Bu geziden çok etkilenen ve aynı zamanda Unesco´nun önemli isimlerinden biri olan Mösyö Daugo´ya Başkan Tantan, ``Bizim bir de Fener, Balat ve Ayvansaray´ımız var. Size orayı da göstermek isterim'' diye bir teklifte bulundu. Zeyrek´ten çok etkilenen Daugo, İstanbul´da kalma süresini uzatarak, Başkan´ın isteğini yerine getirdi. Görenler anlatıyor: Haliç kıyısındaki gezi bittiğinde Yves Daugo büyülenmiş gibiymiş. Tantan´a, ``hemen hiç vakit geçirmeden birşeyler yapalım'' dedikten sonra. Paris´e dönmüş. Bir hafta sonra Unesco´dan Fatih Belediyesi´ne gelen resmi bir yazıyla proje ``resmen'' başlatıldı.

Fatih Belediyesi, 1 Eylül 1997´de İstanbul´a gelen Unesco temsilcilerine, bir toplantı odası, bir de proje salonu tahsis etti. Ve çalışma başladı. Unesco tarafında yürütülmekte olan projeye Avrupa Birliği, ilk günlerden itibaren finansman desteği vereceğini açıkladı. AB´yi etkileyen faktörlerden biri de bölgedeki sivil toplum örgütlerinin bu projeye dört elle sarılması oldu. İki semt girişim olan, Fener Gönüllüleri Derneği ile Balat Güzelleştirme Derneği, daha proje çalışmaları başlamadan önce kurulmuştu. Semtin eski sakinlerinin kurduğu Fener Gönüllüleri Derneği, bir Fener - Balat araştırma enstitüsü kurmak için çalışmalar yapıyordu. Tarihi yapıların korunması için de çaba sarfeden dernek üyeleri, Unesco ekibini tüm fizibilite çalışması boyunca semtlerinde ağırladı.

AB, Yunanistan´ın vetosundan dolayı Türkiye´ye resmi kredi ve yardımda bulunamıyordu. Fakat NGO´lar için ayrılmış olan bir başka fonun kullanılmasında AB organları serbestti. AB, finansman desteğini, NGO´lar fonundan, bölgedeki sivil toplum örgütleri ve yerel yönetim üstünden vereceğini açıkladı. Böylece bir anlamda Yunanistan vetosu aşılmış oldu.

Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü de başlangıcından itibaren proje çalışmasında aktif görev üstlendi. Enstitü´nün Başkanı Stefanos Yerasimos projenin amacını şu şekilde açıkladı:

``Bölgede oturan insanların yaşam kalitesini yükseltmek gayesiyle bölgede bir restorasyon ve rehabilitasyon uygulaması gerçekleştirmektir. Çalışmanın birinci aşamasında, uygulama öncesi verilerin toplanması, değerlendirilmesi ve proje önerisini içerecek bir yapılabilirlik çalışması hedeflenmiştir. İkinci aşamada ise, fizibilite çalışması sonrası elde edilen veriler ışığında bir uygulama gerçekleştirmek.''

Belediye yetkililerinden, ulusal ve uluslararası uzmanlardan, sivil toplum örgütünden ve enstitüden oluşturulan proje kurulunun önünde, İstanbul´da daha önce uygulanmış restorasyon ya da rehabilitasyon projesi örnekleri vardı: Turing Otomobil Kurumu öncülüğünde yapılan, Soğukçeşme ve Kariye projesi, Beşiktaş Belediyesi´nin hayata geçirdiği Ortaköy projesi gibi. Bu örnekler kurulda çok tartışıldı.

Soğukçeşme Sokağı´ndaki yapılar satın alınmış, insanlar evlerinde çıkarılmış, oradaki sosyal dokunun da en az yapılar kadar önemli olduğu gözardı edilmişti. İnsansızlaştırılan sokak, tiyatro dekoru gibi restore edilerek, turizmin hizmetine sunulmuştu. Turing Başkanı Çelik Gülersoy, buradaki hatasını Kariye´de telafi etti. Kurum, Kariye Müzesi çevresindeki evlerin bir kısmının dış cephe onarımlarını üstlendi. Mahalleli yerinde kaldı, sosyal doku devam etti.

Ortaköy´de ise, belediye büyük ideallerle işe soyundu. Projeye göre, Ortaköy Meydanı düzenlenecek, sokaklar elden geçirilecek, tüm semt bir kültür ve turizm merkezine dönüşecekti. İstanbul´un ender çok kültürlü ve dinli bu semtinin kurtarılması için start verildiğinde Belediye Başkanı Ayfer Atay´ın yanında haham, müftü ve papaz bulunuyordu. Ortaköy Meydanı´nın düzenlenmesinden sonraki bir iki sene içinde, bölge kademe kademe, barlar, meyhaneler ve diskotekler tarafından istila edilmeye başlandı. Meydan ve çevresi rant çevreleri tarafından kapışılınca, Boğaz yolunun öbür yanında bulunan Dereboyu Caddesi ve ara sokaklar eğlence yerlerince yağmalandı. Sosyal doku param parça oldu ve sonunda Ortaköy, yeni gelenlerle semtin eskilerinin kanlı çatışmalarına sahne olmaya başladı.

Başkan Ayfer Atay, elitist bir tutum sergileyerek, tepeden inmeci bir tavırla Ortaköy´e bir rol biçmişti. Ama, unuttuğu bir şey vardı: Projesine katmayı aklına bile getirmediği ve orada yüzyıllardır oturan ahali, böylesi bir ``rehabilitasyonu'' onaylıyor muydu?

İşte bunların tümü Fener ve Balat Semtleri Kentsel Rehabilitasyon Projesi´nin başlangıcında tartışıldı. Projenin sadece fiziki değil aynı zamanda bir sosyal restorasyonu hedeflediği konusunda taraflar mutabık kaldı.

Proje Genel Koordinatörü Remi Stoquart, başlangıçta projenin önceliklerini şöyle sıraladı:

``Sosyal konutun geliştirilmesi, yani yapıların restorasyonu ve etkinlik alanlarının düzenlenmesi için yardım ve finansman önerileri geliştirmek. Bugün, sözkonusu bölgede, eskiden içinde bir ailenin yaşadığı konutlarda bazen dört-beş ailenin birlikte yaşadığı tespit edildi. Bu durum yaşam alanlarını daraltıp, sağlıksız koşulların ortaya çıkmasına yol açıyor. Ayrıca konutlardaki, mutfak, banyo, tuvalet gibi ortak kullanım alanlarının sıhhi olmadıkları ortaya çıktı. Öncelikle yapıların, insan yaşamı için uygun hale getirilmesi gerekiyor.

Sivil mimarlık örneklerinin ve tarihi eserlerin korunması ve değerlendirilmesi. Cami, kilise, sinagog, ahşap ve kağgir binaların iç ve çevre düznlemelerinin yeniden elden geçirilmesi, onarılması.

Bölgenin tüm olarak yeniden yaşanabilir bir hale getirilmesi. Sağlık ocakları, dispanserler, eğitim mekanlarının ihtiyaca göre ayarlanması. Bu kurumların donatı ihtiyaçlarının karşılanması.

Projenin bu aşamasında hedefimiz, sosyal konutun geliştirilmesi ve desteklenmesi için semt sakinlerinin ve kamu gücünün çalışmalara katılım ve katkı oranının tespit etmektir. Bu doğrultuda rehabilitasyon çalışması için benimsenecek olan strateji belirlenecektir.''

UNESCO çalışma ekibinde şu uzmanlar görev yaptı:

Koordinasyon birimini: Remi Stoquart (Genel Koordinatör), Nurdane Çağlar (Genel Koordinatör Yardımcısı), Hakan Meral (Sekreter), Stephanos Yerasimos (Bilimsel Danışman), Doç. Dr. Fikret Evci (Yerel Yönetim ile Koordinasyon Sorumlusu)

Yerel uzmanlar: Prof. Dr. Nur Akın (Mimari Uzman), Doç. Dr. Nilüfer Narlı (Sosyolog), Doç. Dr. İsmet Oktay (Şehir Plancısı), Derviş Parlak (Hukuk Uzmanı), Yılmaz Kuyumcu (Mimar, Mimarlar Odası İstanbul Şubesi İkinci Başkanı, restorasyon maliyetini hesaplayacak)

Yabancı uzmanlar: Pierre Lefevre (Şehir Plancısı, projenin takibinden sorumlu)

Eric Huybrechts (Şehir Plancısı, şehirsel tasarım çalışmasının gerçekleştirecek)

Fener ve Balat derneği yöneticileri.

Kurul fizibilite çalışmasını 31 Ocak 1998´de tamamlayıp Unesco merkezine teslim etti. Fizibilite çalışması kitaplaştırılarak Fransızca, İngilizce ve Türkçe olarak yayınlandı. Proje Unesco ve AB kurullarında onaylandı. 1 Ocak 2000 yılı itibarıyla çalışmaların başlanmasına karar verildi. Projeye AB tarafı NGO´lar fonundan 7 milyon dolar, Türkiye tarafı ise Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) fonundan 2 milyon dolar katkıda bulunmaya karar verdi. TOKİ, Bakanlar Kurulu kararıyla, tarihinde ilk kez bir kentsel rehabilitasyon projesine para aktarmış oldu.

 

Bizi Koruma Kurulu´ndan kim koruyacak?

 

Türkiye´de eski yapıların onarılması her zaman sorun olmuştur. Tarihi yapıları korumayla görevlendirilen ve Kültür Bakanlığı´na bağlı çalışan, ``Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'', kırtasiyeci ve bürokratik yapısıyla en büyük engeli oluşturmaktadır. Yapınızı projelendirip bu kurullardan birine sunduğunuzda, onaylanması için asgari iki yıl beklemek zorundasınız. Birçok yapı, projesi kurullarda beklerken, yanmış, yıkılmış, yokolmuştur.

«MD-BO»«MD+BO»«MD-BO»Restoratörler tarihi evlerin belli değişiklere izin verilerek bir yaşam mekanı olmasından yana. Bu kesim ``Bu yapıları en ufak ayrıntısına kadar onarmanın imkanı yok. Çünkü eski ustaların becerisi tarihe karıştı. Ama hiç dokunmayalım dediğimizde evler zaman ve doğa şartlarına yenilip yok oluyor. Kentin en güzel yerlerinde olduklarından arsaları da çok değerli. Bu yüzden  mal sahibi eve bir kibrit çakıp sorunu çözüyor. Aynı yerde iki sene içinde bir apartman görüyoruz. Oysa orjinalliğini bozmadan, çağdaş değişiklikler yapma izni var. Bu durum bilinse bu evler kurtulacak'' diyorlar.

«MD-BO»«MD+BO»«MD-BO»İstanbul´da Anıtlar Kurulu´nun 3 koruma kurulu bulunuyor. Ancak uzmanları az ve yanlış hazırlanan projeler nedeniyle işlere yetişemiyorlar. Anıtlar Kurulu´nun 1 ve 2. grup tarihi eser olarak nitelendirdiği yapılar, kurula yapılan başvurular, ihbarlar ve kurul tarafından yapılan araştırmalar sonucunda tespit ediliyor. Belirlenen bu yapıların alıcısı çıkınca, alıcı tarafından gerekli projeler hazırlandıktan sonra proje onaylanmak üzere Anıtlar Kurulu´na sunuluyor. Kurul, her iki grup için belirlenmiş kıstaslara uygun gördüğü takdirde projeyi onaylıyor. Onama sırasında kurul yerinde incelemeler yaparak karara varıyor.

Tarihi yapılar iki grupta sınıflandırılmış:

I. Grup Tarihi Eserler:

Değerlendirmede aranan ve 2863 sayılı yasada belirtilmiş bulunan özelliklerden çoğuna, üstün değerlere sahip olması nedeni ile gelecek kuşaklar için içi ve dışı ile olduğu gibi korunması gereken, malzeme değişikliği yapılmadan, sadece bakım ve koruma onarımı gerçekleştirilebilecek, ayrıca binanın yaşamını devam ettirebilmesi için zorunlu tesisatın konulabileceği veya mevcudun değiştirilebileceği yapılardan oluşuyor. Saraylar, kasırlar ve birçok köşk ile tapusunda kagir ve ahşap yazan tüm binalar bu gruba giriyor. Bu eserlerde çok fazla gerekmedikçe hiçbir değişiklik yapılamıyor. Ancak kullanıma açılan mekanlarda zorunlu ihtiyaçlardan kaynaklanan çok küçük değişikliklere gidilebiliyor.

II. Grup Tarihi Eserler

Değerlendirmede aranan ve 2863 sayılı yasada belirtilmiş olan niteliklerden, özellikle çevresel niteliklerinin önemi açısından gabarisinde ve cephesinde değişiklik olmamak koşulu ile taşıyıcı sisteminde iç kısmında, iç ve dış malzemesinde değişiklik yapılabilecek yapılar. Plan şemasını bozmayacak şekilde çok ufak değişiklikler yapılabilir. Çağdaş ortamda mutfak, tuvalet gibi değişiklikler yapılır.

Fener ve Balat için hazırlanan projenin bir aşamasında, böylesi kapsamlı bir çalışma için bu işten anlayan ustaların sayısının çok az olduğu anlaşıldı. Bu sorunu aşmak ve aynı zamanda semtteki çocuk ve yetişkinlere meslek kazandırmak amacıyla bir restorasyon okulu kurulmasına karar verildi. Geçen yüzyıldan bu yana İstanbul üzerine çalışmalar yürüten, Berlin Teknik Üniversitesi, restorasyon okuluna talip oldu. İstanbul Teknik Üniversitesi de okul projesine destek verince sorun çözüldü.

Fener, Sancaktar Yokuşu´nda bulunan Dimitri Kantemir´in sarayı okul mekanı olarak seçildi. Vakıflar ve Hazine´ye ait çok sayıda yapılar topluluğundan oluşan saray, Fener Gönüllüleri Derneği yöneticilerinin çabalarıyla belediyeye devredildi. Belediye yetkilileri ve dernek yöneticileri bu yapıların okula tahsisi için üç aylarını bürokrasinin dipsiz kuyularında harcamak zorunda kaldı. 3 Ekim 1998´te iki üniversitenin rektörü, Fatih Belediye Başkanı ve Fener Gönüllüleri Derneği arasında bir protokol imzalandı. İmza töreninde, Unesco yetkilileri, başından beri projeye büyük bir destek veren Mimarlar Odası Başkanı Oktay Ekinci, Alman Büyükelçisi ve çok sayıda davetli hazır bulundu.

Okulun hedefi restorasyon alanından gelecek öğrencilere, taş, ahşap, demir, kalemişi gibi meslekleri öğreterek önce sertifika vermek sonra da yetişmiş olanları proje alanında çalıştırmaktı. Restorasyon okulunda, Alman ve Türk öğrencilere lisansüstü eğitim verilmesi de hedefleniyordu.

Berlin Teknik Üniversitesi, hemen üzerine düşeni yaptı ve Aralık 1998´de öğrenci ve hocalardan oluşan 18 kişilik bir ekiple saraya geldi. Yoğun kar yağışı altında 12 gün boyunca çalışan ekip, binanın rölövesini çıkardı. İki ay sonra da İTÜ´ye ve belediyeye projeyi gönderdi. İTÜ ise, o günden bugüne okulun restorasyonu, kadronun hazırlanması için kılını bile kıpırdatmadı.

 

Ana Sayfa

Bize Ulasin

Oteller

Turlar

Genel Bilgiler

Restorantlar


Istanbul Life.Org : Ishak Pasa Caddesi No:6 Floor:2 ( Near the Topkapi Palace Entrance ) Sultanahmet / ISTANBUL - TURKEY
Tel
: + 90 (212) 458 13 19   Fax : + 90 (212)  458 13 19  - 458 13 18  E-mail :  info@istanbullife.org