![]() |
KILISE
http://arsiv.hurriyetim.com.tr/tatilpazar/turk/99/09/19/eklhab/03ekl.htm
| Asagidaki bu yazi 19 Eylul 1999 Yilinda Hurriyet Pazar ekinde Ersin
Kalkan imzali cikmistir. Yukaridaki linki tiklatarak daha once
yayinlanmis yaziyi gorebilirsiniz. |
|
Mucizeler
ayini Ersin
KALKAN Balatlılar,
tekkeler, kiliseler, camiler, şapeller, türbeler,
sinagoglar, mevlevihaneler ve ayazmalar arasında kozmopolit
bir sükunet içinde yaşayıp giderler. Senenin belirli günlerinde
bu sükünete geçici bir süre için ara verilir. Bir sabah
ansızın daha gün doğarken, dünyanın her yanından gelen
binlerce Yahudi´nin, dar sokaklar içinde, ağaçların arasında
kaybolmuş bir sinagoga doğru yürüdüğü görülür. Bir
başka gün, saatin gece yarısına yaklaştığı bir an,
ellerinde yanan mumlarıyla yüzlerce Rum´un bir kiliseye yöneldiğine
şahit olunur. Arnavut kaldırımı yolların yağmurlarla yıkandığı
bir mevsimde, dermansız hastalıklara yakalanmışlar bir
ayazmanın kutsal suyunda şifa bulmak için Balat´ın
sokaklarını aşındırır. Balat´taki ``Cıfıt Çarşısı''nda
Türkçe seslerin arasına Ermenice, Rumca, Lazca, Yahudi İspanyolcası
karışır. Bütün dillerin ve dinlerin bir arada yaşadığı,
ayakta kalmak için direndiği Kudüs benzeri bir beldedir
burası. Taa
2700 yıl önce Bizans´ta sivil mimarinin ortaya çıktığı
ilk şehir parçasıdır burası. 500 küsür yıl önce İspanyol
engizisyonundan kaçıp Osmanlı topraklarına sığınan
Yahudilerin de ilk yerleştiği yer Balat´tır. Binyıllar içinde
dünyanın bütün seslerinin konaklayıp göçtüğü bu küçük
semtte ``yabancı'' diye bir kavram yoktur. Çünkü herkes
herkese ne denli yabancıysa, o kadar akrabadır. Aynı
sokaklarda büyüyüp aşık olmuşlar, kız alıp vermişler,
birbirlerinin mevlütlerine ve ayinlerine gitmişler,
bayramlarda ve cenaze törenlerinde omuzları yan yana gelmiş. Balat
Surp Hreşdagabet Ermeni Kilisesi, her yıl olduğu gibi bu yılda
eylülün ikinci hafta sonu çok ilginç bir ayine sahne oldu.
Günler öncesinden bu kutsal güne hazırlanan ibadet
yerinin tüm mermerleri kar beyazı haline gelene kadar ovulmuş,
bahçenin izdihamda ezilecek olan çiçekleri teker teker bakımdan
geçmiş, sütunların tozu alınmış, altın yaldızlı aziz
tasfirleri pırıl pırıl parlatmıştı. Balatlılar yüzyıllardır
olduğu gibi bu cumartesi sabahı da, pembe eylül güneşi
henüz yüzünü göstermeden kilisenin demir kapılarından
çıkan yüksek volümlü gıcırtılarla uyandı. Zengin
- yoksul, Hıristiyan - Müslüman Surp
Hreşdagabet Ermeni Kilisesi, o sabah kapılarını hangi
dinden, milletten ve ırktan olursa olsun tüm çaresizlere
sonuna kadar açtı. Türkiye içinden ve dışından binlerce
insan dermansız hastalıklarına şifa bulmak için, büyük
bir umut ve inançla bu kapıdan içeri girmeye başladı. Akşama
doğru ziyaretçilerin sayısı gittikçe arttı ve Balat
sokakları türlü çeşit model arabayla dolup taşmaya başladı.
Bir kamyonun kasasına on kişi doluşup gelen de vardı,
Anadol arabayla ulaşan da. Charocce jiplisi de vardı, son
model Mercedes otomobillisi de. Ama, araçlarından inip
kiliseye girdiklerinde ne sınıf kaldı, ne zümre, ne Hıristiyan
kaldı ne Müslüman; herkes bu kutsal mekanın içinde eşitlendi.
Ne olurlarsa olsunlar herkes aynı amaçla kilisenin eşiğinden
içeri girmişti. Tüm ziyaretçiler, Surp Hreşdagabet´in çatısı
altında kendilerinin ya da bir yakınlarının sakatlıklarının
düzelmesi, amansız hastalıklarının iyileşmesi umuduyla
gelmişti. Balat´taki
kilisenin merhametli çatısı altındaki insanlar o gece büyük
bir mucizenin gerçekleşmesi için toplandı. Muş, Kanada,
Hatay, Almanya, İzmir, Fransa, Kastamonu, Hollanda, Sivas ve
hatta Avustralya´dan bile gelenler vardı. Uzun yollar, şehirler,
ülkeler ve kıtalar aşarak Hazreti İsa, Surp (aziz) Hreşdagabet
ve Çarkhapan´ın sihirli değneğinin ruhlarındaki parçalanmışlığı,
bedenlerindeki engelleri ya da amansız hastalıklarını
iyileştireceği inancıyla buraya geldiler. Çarkhapan´ın
sırrı Gözleriyle
görenler vardı, dilsizler bu kilisede dillenmiş, körler
ışığa kavuşmuş, felçliler yürümüştü. Dilsiz
girenler bülbül gibi şakıyarak, koltuk değnekleri ve
tekerlekli sandalyeyle gelenler koşup zıplayarak çıkmışlardı.
Ya görmüşler ya da duymuşlardı. İnanç oydu ki, bu
mukaddes mekanda, üç görkemli mucize kaynağının ruhu
geziniyordu. Birincisi, hastaları iyileştiren, körlerin gözündeki
perdeyi kaldıran Hazreti İsa´nın mucizesi; ikincisi topladığı
madağları (hediyeleri) yoksullara dağıtan Surp Hreşdagabet´in
merhameti ve Çarkhapan´ın sihirli gücü. Kilisedeki,
Çarkhapan Surp Asdvasdzadzin (Tanrı´nın kötülükleri
engelleyen anası), yani Hazreti Meryem´in tasvirinin başından
tarih boyunca büyük felaketler geçmişti. Kim tarafından
yapıldığı bilinmeyen Çarkhapan, bundan yüzyıllar önce
İznik kilisesinde bulunuyormuş. Rivayete göre 1509´da İznik´i
yerle bir eden depremde tüm binalar gibi Çarkhapan´ın
bulunduğu kilise de yıkılmış ama Hazreti Meryem´in
tasvir sunağının üstünde dimdik ayakta kalmıştı.
Buradan alınarak Karagümrük kilisesi´ne getirilen Çarkhapan´ın
peşini felaketler takip etmiş, ikinci durağı olan kilise
de bir yangın sonucu kül olmuş. Ama kiliseyi ve bütün bir
Karagümrüğü yutan alevler Çarkhapan´ın bulunduğu sunağı
yalayarak geçmiş, onun ahşap çerçevelerinin boyası bile
ilk günkü gibi pırıl pırıl kalmayı başarmış. Çarkhapan´ın
üçüncü durağı olan şimdi içinde bulunduğu kilise de
16 Temmuz 1729´da çıkan büyük Balat yangınında
alevlerin içinde kaybolup gitmiş. Fakat, Hazreti Meryem´in
yüzü şimdi karşımızda asırlar önce yapıldığı gibi
duruyor. Bu hüzünlü yüz, önünde diz çöken ziyaretçilerine,
``Yeryüzünde dermansız hastalık yoktur, kavgalar savaşlar
bitecek ve çektiğiniz acılar birgün mutlaka dinecek'' der
gibi bakıyor. İlahide
Udi Hrant ile Şevki Bey Surp
Hreşdagabet´te üç şapel bir kilise yer alıyor. Ana
kilisede cemaatin oturduğu sandalyeler bugün için yerinden
sökülerek kaldırılıyor. Sandalyelerden boşalan yerlere
tertemiz halılar seriliyor. Halıların üstüne battaniyeler
örtülüyor ve gelen engelli ve hastalar burada yatıyor. Bazıları,
dertlerine derman bulmak için burada üç gün üç gece kalıyor.
Cumartesi akşamı güneş gökyüzünü kızıla boyayarak alçaldığında
tütsüler ve buhurlar içindeki kilisede ayin başlıyor.
Kilise korosu, çok yakından tanıdığımız bir sesi taşıyor
kulaklarımıza. Hamamızade İsmail Dede Efendi, Udi Hrant,
Şevki Bey, Yorgo Bacanos´un ruhları geziniyor ilahilerin nağmelerinde.
Tertemiz giyimli Ermeniler, Türkler, Yahudiler, Süryaniler
ve Rumlar´ın sisler içinde kaybolmuş yüzlerinde aynı
inanç ve ifade var. Herkes avuçlarını gökyüzüne açarak
kendi dillerinde Tanrı´ya yakarıyor. Mucize
anı Saatler
gece yarısına doğru ilerlerken mucize anı geliyor. İnanca
göre mucize şöyle gerçekleşiyor: Topluluk içinde yer
alanlardan biri gece yarısına doğru bayılıp isimler sayıklamaya
başlıyor. Adı geçen şahıslar, bayılan kişinin yanına
gelerek elini tutup dua etmeye başlıyor. Eğer, duacı
``Tanrı´nın bir insanın ağzıyla çağırdığı
insan'' ise duası kabul ediliyor ve şifa buluyor. Ama eğer
``çağırılan'' o değilse bir dahaki sene yine aynı gün
buraya tekrar geliyor. Saatler
23.45´i gösterirken cemaatin içinde 70 yaşında bir kadın
baygınlık geçiriyor ve düştüğü yerden yüksek sesle,
``Mustafa, Lüsyen, Elmas, Hrant, Mehmet, Garabetyan'' diye bağırıyor.
Mustafa ile Lüsyen geliyor. Biri kısmi felçli, diğeri
spastik. Yaşlı kadının bir elini Mustafa, diğer elini Lüsyen
tutup kendi dillerinde dualar okumaya başlıyor. Onlar dualarını
bitirince isimleri sayılıp sırada bekleyen diğerleri
geliyor. Yaşlı kadın epilepsi krizine benzer bir nöbet geçiriyor.
Baygın kadının bir yakını, böyle bir hastalığı olmadığını,
kadının, görme özürlü olan bir akrabasını buraya
getirdiğini söylüyor ve ``Demek ki, bu gece sıra ona gelmiş.
Tanrı, bu gece bizim marakurun (teyze) kulağına şifa
bulacak hastaların isimlerini fısıldıyor'' diyor. Kalabalık
kadının etrafında geniş bir halka oluşturuyor. Yaşlı
kadınlar, ellerindeki yelpazelerle sayıklayanı
serinletirken, yüksek sesle kadının söylediği isimleri
tekrarlıyor. İsim sayıklama ritüeli 40 dakika kadar sürüyor.
Toplananlar kendi köşelerine çekilip huşu içinde dua
etmeye devam ediyor. Horoz
ibiği Yüzyıllardır
gelenek halini alan bir ritüel muntazam bir şekilde işleyor.
Kilisenin etrafı panayır yeri gibi. Mabedin yüksek duvarlarının
çevresinde dolaşan sokakları, koyun ve horoz satıcıları
mesken tutmuş. Ne adamak istiyorlarsa onun pazarlığını
yapıp satın alanlar kilisenin cümle kapısına doğru
ilerliyor. Kapının karşısında bekleyen yaşlı bir rahip
adakları kabul edip, gelenleri tek tek kutsadıktan sonra
onlara tuz ve ekmek ikram ediyor. Papazın arkasında bulunan
bodrum, sunak yeri olarak kullanılıyor. Sunağın başında
ellerinde kasap bıçaklarıyla bekleyen birkaç hizmetli,
getirilen horozun ibiğini biraz kesiyor. Küçük bir pamuk
parçası kesilen yerden çıkan kana bulanarak, adak
sahibinin bileklerine sürülüyor. Kana bulanmış pamuk, bir
kağıt parçasına sarılarak adak sahibine veriliyor. Dilek
sahibi, pamuklu kağıdı bir ay boyunca yanında taşıdıktan
sonra suya atıyor. Böylece dileklerin gerçekleşeceğine
inanılıyor. Hamaz
kılmak isteyenlere seccade Adını
sorduğumuzda, ``Tanrı´nın isimsiz bir hizmetkarı'' olduğunu
söyleyen papaza, bu alışkanlığın biraz pagan biraz şaman
olup olmadığını soruyoruz. Haklı olduğumuzu söyleyerek,
``Hıristiyanlık´ta kurban ibadeti yoktur. Çünkü İsa bütün
insanlık için kurban olmuştur. Ondan sonra insanlık için
başka bir canlının kanının akması doğru bulunmamıştır''
diyor. Genç
bir rahip yardımcısı elinde tuttuğu bir düzine kadar
seccadeyle, Müslümanlar´ın yoğun olduğu alanlarda dolaşarak
namaz kılmak isteyen olup olmadığını soruyor. Namaz kılmak
isteyenlere bir tespih ve seccade vererek ağırbaşlı bir sükunet
içinde yanından uzaklaşıyor. Kilisenin
bodrumunda bir ayazma bulunuyor. Kutsal şifalı su anlamına
gelen ayazma geleneği aslında Ermeniler´de yok. Temelleri
su kültünün yaygın olduğu eski Anadolu çok tanrılı
dinlerine kadar uzanan ayazma kültürü Ortodoks Rumlar´a
ait. Surp Hreşdagabet Kilisesi eski bir orttodoks
ibadethanesiymiş. Bu kilise, Padişah Deli İbrahim´in
fermanıyla Rumlar´dan alınarak Ermeniler´e verilmiş.
Gecenin ritüellerinden biri de bu ayazma da yapılıyor. Hıristiyanlar
dualar okuyarak dilek tutup ayazmanın suyunu içerken, Müslümanlar,
suyu içmeden önce abdest almayı tercih ediyor. Burası
bizim ortak evimiz 69
yaşındaki Saliha Yüksel tam 20 yıldır bu kiliseye gelip
gidiyor. 30 senedir ayaklarındaki bir sorundan ötürü sürekli
ameliyatlar geçirmiş. ``Eğer ameliyatta değilsem, mutlaka
her yıl, bugün buraya gelirim'' diyor. Bu kilisedeki kardeşlik
ortamının bütün dünyaya örnek olması gerektiğini, savaşların
ve çatışmaların anlamsız olduğunu söylüyor Saliha Hanım.
Saliha Yüksel´in yanında dua etmekte olan Aram Kuran da aynı
fikirde. ``Aynı ana ve babadan doğmuşuz. Hepimiz aynı güneşin
altında çamaşırlarımızı kurutuyoruz. Bu ülke hepimizi
bağrına basan ortak yuvamız'' diyor Aram Bey ve devam
ediyor: ``Biz de senenin belirli günlerinde Eyüp Sultan´a
gider Ermenice dua ederiz. Bu beş yüz yıllık geleneğimiz.
İşte görüyorsunuz, hepimiz farklı dillerde aynı Tanrı´ya
yakarıyoruz.''
Dili
burada çözülmüş Murat
Tarakçı, Ermeni, 32 yaşında. 3 yaşındayken annesinin onu
sokağa terketmesinden sonra yeni açılmaya başlayan dili
tutuluyor. Çok çileli bir hayat geçiriyor. Tam 18 sene tek
bir kelime bile etmiyor. Yakınları onu alıp doktor doktor
gezdiriyor ama dilindeki kilidi çözecek bir ilaç bulunamıyor.
14 yaşından itibaren her sene buraya geliyor. 21 yaşının
bir ayin gecesinde dili burada açılıyor. Kristal bir ırmak
gibi akan güzel Türkçesiyle bize hikayesini anlatıyor: ``Annem beni terkedip gittikten sonra Ermeni yetimhanesinde büyüdüm. Herşeyi duyuyor, anlıyor ve okuyordum ama asla tek kelime konuşamıyordum. O mucize gecesi adımın geçtiğini söylediler, koştum, yaşlı bir adam bayılmıştı, diz çöküp elini tuttum ve bütün yüreğimle dua etmeye başladım. Yaşlı baygın adamla birlikte titremeye başladığımı hissettim. Bir kadın, ´üstüne yatarak dua etmeyi sürdür´ dedi. Öyle yaptım. Bir bayıldığımı, bir alemden diğerine sıçradığımı hissettim. Kendime gelince dilim açılmıştı. Dudaklarımın arasından önce ´Allah´, sonra da ´anne´ dediğimi hatırlıyorum. Sonra kilise korosuna katıldım. Her sene bugün, iki elim kızıl kanda olsa buraya gelir, benim gibi olanlar iyileşmesi için dua eder, ruhlarının şifa bulması için ilahiler okurum.''
|
Istanbul Life.Org :
Ishak Pasa Caddesi No:6
Floor:2 ( Near the Topkapi Palace Entrance ) Sultanahmet / ISTANBUL - TURKEY
Tel : + 90
(212) 458 13 19 Fax : + 90
(212) 458 13 19 - 458 13 18 E-mail
: info@istanbullife.org