![]() |
ISTANBUL DOLUNAYDI
|
Dün gece İstanbul’u yalnız dolaştım. Şehir bir dolunaydı.
Masallardaki gibi bir varmış, bir yokmuş dere tepe gidilesi.
Masalla aşk birbirine karışır; bir aşk varmış bir aşk
yokmuş, bir İstanbul varmış bir İstanbul yokmuş gibi.
Dün gece İstanbul’u yalnız dolaştım. Şehir bir dolunaydı. Büyükçe kapılar vardı kapalı ve ben o büyük kapıların önünden geçtim, ardıma bakmadım. Küçük kapılar vardı, açıktı onlar dardılar içeri giremedim. Faili değil tanığıydım dün gece İstanbul’un. İstanbul’da aşk nasıl yaşanır kendi gözlerimle görmek istedim. İstanbul insanlarını insanlıktan çıkarmıştı. Peri kızı doğanlar cadılaşıyor, kurt geçinenler ayılaşıyordu. Gündüz hamsi olanlar geceleri köpekbalıklaşıyordu. Bu şehir bir dolunaydı.Önce yaldızlı dehlizlerine girdim İstanbul’un. Hak edilmemiş servetlerin güvensizliğini gördüm insanların yüzünde. Hepsi başkasına bakarak kendilerini gördüklerinden bir hiçlikle karşılaşıyorlardı. Erkekleri yakışıklıydı, kadınları güzel, ama hiç biri özel değildiler. Araba markalarını, terzi adlarını birer üniforma gibi taşıyor, güçlerini bu üniformalardan alıyorlardı. Övünç kaynaklarını türlü kokuları oluşturuyordu. Bazen aynı pazarda ve aynı yarıştaydılar, çoğu kez birbirlerine, ama sonuçta, daima ve hep beraber, isimsiz kalabalıklara kazık atıyorlardı. Ve nedense, parçalamak ve yutmak için çabaladıkları kendi benzerleri, yani rakipleriyle birlikte olmadan yaşayamıyorlardı. Satın aldıkları adamlara içlerini, satın aldıkları kadınlara dillerini döküyorlardı. Çıkarsız dostluklar ve aşkla elde edebileceklerini 'ödemek' zorundaydılar. Sade mutluluklar, varoluş biçimiyle sevilmek onlara haramdı. Acıdım onlara. Dilim dilim doğrayacakların, kız kızan demeden bir fırsat için harcayacakların İstanbul'unu dolaştım dün gece. Gözleri haset doluydu hepsinin, dilleri çatallıydı, hepsinin ellerinde görünmez bir mızrak vardı, günün birinde geçirecekleri kurbanları için yontuyorlardı uçlarını. Şehir bir dolunaydı, dolunayı örten aydınlıkları da keşfettim İstanbul’da. Beyoğlu'nun kahvelerinde el ele tutuşmuş âşıklara baktım. Masaların altına uzanıp sokak kedileri sevdim onlarla. Akordeon çalan küçük çocuğun yanağını sıktım, gülümsedi bana. Dün gece İstanbul’da onu aradım. İstanbul aydınlanıyordu. Güneş doğuyordu artık boğazın karşı tarafından. Uzaktan vapur sesleri geliyordu kulağıma. Değişmeyen bir onlar kalmıştı. Boğazın iki yakasına vals yaparcasına gidip gelen vapurlar. İnsanlar iniyor, insanlar biniyordu. İnce belli bardaklardan beyaz işlemeli tabaklarında çay içiyorlardı. Martılara simit atıyor martıların kanat çırpıntıları ile üşüyorlardı İstanbul’un sabahında. Martıları ona benzettim. Onu orada özledim. Bir masal anlatımı gibiydi aşk, bir varmış bir yokmuş ne tarlamız vardı ne darımız, ne kovanımız vardı ne arımız. Kim demiş ki bal demekle ağız bal olmaz diye, böyle çingence fal olmaz diye. Bir gün bir arı gelip kondu başıma, görünce girdim 32 yaşıma. Ne dünya döndü etrafında, ne geldi yelkovan akrep üstüne her işi bir yana atıp bu arıya koştum işte. Her çiçekten bal adı. Yaprak aldı, dal aldı velakin yumurcağın biri bir taş attı ayakları kırıldı. Bağladım olmadı, yağladım olmadı; bir türlü şifa bulmadı. Nihayet dolandım bayırı dağı; getirdim bir ceviz yaprağı. Sardım sarmaladım inceden inceye, ne ağrı kaldı ne sızı bence. Bal yapmaya devam etti balböceği tek bir menekşeden yine. Aşk! Hani o fırtınalar, şapşallıklar, dengesizlikler, serserilikler, dev heyecanlar, dillere düşmek mecnun misali? Ne gözyaşı, ne kavga, ne dövüş, ne delilik, ne de bizi ayıran hain eller, kem gözler. Ne Boğaz Köprüsü’nde intihar, ne bilek kesme gösterileri, kan revanlarına kaçış, terkedilmenin öteki yüzü. Aşk! Gökte değil yerde, mantıkta, akılda, sükunette, doğruda, güzelde, iyide, cömertlikte, doğaçlamada aranılan aşk. Ayrılık heyecanı çekmemek, Kerem ile Aslı’ya özenmemek, bir yenilgiye boyun eğmemek. Sevgiliye şiirler yazmak belki onu destanlaştırmak, Goya gibi Picasso gibi güzelinin uyurken yanı başında resmini çizmek. Bir yeşil denizinde kır çiçekleri toplayıp defter yaprakları arasında kurutmacasına kavuştuğumuzda ona vermek. Dün gece şehir dolunaydı. O bu şehrin dolunayında kayboldu. Suyun üzerindeki menekşe şimdi onun duvarında ve suyun üzerinde resmettiğim hayatın tüm anlamsızlığı bir mavi boşluk da. Onunla bedelsiz insanlığı keşfettim birden... Karşılık beklenmeden verilen sevginin, bedava keyfini tattım... Kendimi bir tek, onunla mutlu hissettim İstanbul'da. Kimbilir şimdi nerededir. Umarım kalmasını nahıllara yazdığım İstanbul dadır belki de İzmir dedir.
Hakan ÇİFTÇİ,
Competitive Advantage of Turkey Genel Koordinatörüdür.
|
|
Hakan Atakan Ciftcinin diger yazilari okumak icin
tiklayiniz !!!! |
Tel: 90 (212) 511 2198 - 511 7556 Fax: 90 (212) 511 21 98 - 520 77 43 e-mail: info@istanbullife.org