![]() |
COCUKLUGUMUN DUSLERI
|
Sarmaşık gülleri gibi sarmış
etrafını yedi tepe. Minareleriyle süslü herbiri, her
tepesinde ayrı dünyaların yaşandığı, binbir
zamandan ayrı izler taşıdığı masal şehrim. "Biz
eskiden babanla her yere yürüyerek giderdik, bak burası
papatya tarlasıydı, şurası gelincik tarlasıydı"
diye anlatmaya başladığı, bugüne dair anlatacak bir şeyi
olmayan annemin; çocukluğunun, genç kızlığının anıları
içine sıkışmış, anneanem Nazire Hanım'ın, annem
Penbe Hanım'ın ve benim doğduğum şehir.
Çocukluğumun düşleri içinde ki
İstanbul; evimizin önündeki büyük çayırda, arkadaşlarımla
güreş oynadığım, karınca yuvalarının her birini gözüm
kapalı bulduğum, karıncalarla şimdiki çocukların hiç
oynayamayacağı türlü oyunları oynadığımız, küçücük
taşlarla onlar için aşılmaz tepeler yarattığımız zooloji
ve jeofizik bilimlerine ilk adımım; killi topraklar çıkarıp,
o zamanlar bir şeye benzetilemeyen heykeller yaptığım,
sanat hayatımın ilk yılları düştü aklıma. Bahçemizdeki
kediler, türlü renkte açan kasımpatılar, mor salkım,
sabah sesleriyle uyandığım kuşların, ağaçların içinde
oynadığımız, cıvıldadığımız, bugün hala görüp de
birbirimize selam bile vermediğimiz çocukluk arkadaşlarımı
anımsadım.
Bir oyuncakçı dede vardı. Bana,
küçücük atölyesinde; tahtadan arabalar, tüfekler, kılıçlar
yapardı. Ben o kılıçlar ile kötülerin ve kötülüklerin
peşinden koşardım, tahta arabam ile gezmedik diyar bırakmazdım.
Sanırdım ki; tüm kötülükleri o kılıç ile yok ettim, o
tahta arabayla gezilebilecek tüm yerleri gezdim. Çocukluğumun
oyuncakları arasında en güzeli; Eyüpsultan oyuncakçılar
çarşısından geçereken annemin aldığı düdük
testilerdi, omları hiç unutamadım. Kimi mavi, kimi kırmızı,
kimi yeşil; yaldızlarla süslü, dünyanın en büyük
servetiydi benim için, doldururdu o sokağı. Bir yaşlı
amca yapardı o oyuncakları, o bir gün toprağa düştü,
topraktan testi düdükleride onunla.
Alışverişlerimizi mısır çarşısından
yapardık. Annem ilk kez beni elimden tutup Mısır Çarşısına
götürdüğünde gördüm Galata Kulesini. Elimden tutup peşi
sıra sürüklerken gözüm takılmıştı, hiç ayıramamıştım
gözlerimi, çocukluğumun prensesi Galata'dan. Dört
tarafımızda minareler ve her biri ayrı güzellikte okunan
ezanlar, martı çığılıkları ve vapur düdükleri karışırdı,
dünyanın en güzel besteleriydi onlar. Bir masal şehriydi
benim için İstanbul. Belki de o yüzden Mısır Çarşısına
her defasında gittiğimde o hiç değişmeyen kokusu
beni çok mutlu ediyor kimbilir. Belki de çocukluğumun düşleri
içinde değişmeyen tek şey o kokudur.
İlk kez okulu kırdığımda 10
yaşındaydım. Önce tek başıma Sultanehmet'i gezdim,
Topkapı Sarayını sonra Yedikule Zindanlarını. Karşı
karakolun sundurmasında tavla oynayan müze görevlisini
yerinden kaldırıp, bir kış gününde 10 yaşında ki bir
veletin bilet kestirmek için uğraşması tuhafına gitmişti,
bön bön suratıma bakmıştı.
Ben dün gece kulağımın ucunda
Şenol Filiz ve Birol Yayla dostlarımın "Sızı" sını
Ney sesinin hüznüyle dinlerken çocukluğumu düşündüm.
Galiba insanı insan yapan çocukluğunun anıları. Çocukluğumu
geçirdiğim, bana artık çok yabancı o sokağa her girdiğimde
etrafımda cıvıldaşan çocukları gördüğümde onlara acıyorum.
Bu sabah Ramazan'ın ilk günü.
Sabahın en erken saatlerinde kalkıp Eyüp Sultan'a gittim ve
Oyuncakçılar Çarşısında artık tek kalan bir oyuncakçı
dükkanının deposunda o günlerden kaldığını öğrendiğim,
o yaşlı amcanın tüm testiden yapılmış düdüklerini çıkarttırdım
ve hepsini satın aldım. Bu gün her girdiğim yerde bu
oyuncaklardan hediye ettim herkeze. Tabii en çoğunu da
kendime. Şimdi bu satırları yazarken o çocukluğumda oynadığım testiden
düdüğü öttürüyorum, düdük sesi Ney'in hüznüyle
karışıyor ve ben çok mutluyum.
Hakan Atakan Ciftcinin diger yazilari okumak icin tiklayiniz !!!! |
Tel: 90 (212) 511 2198 - 511 7556 Fax: 90 (212) 511 21 98 - 520 77 43 e-mail: info@istanbullife.org