![]() |
BIR PADISAHIN IRZINA GECMEK YEDIKULE
ZINDANLARI
|
Tevfik Fikret'in dediği gibi
"Bin kocadan artakalan bilmemnesi bakir" İstanbul'u
keşfetme isteği geçen hafta yeniden dürttü. Naima
tarihinden Genç Osman'ın hüzünlü ölümünü okurken, genç
padişahın idam edildiği Yedikule zindanlarını ve orada yaşanan
hüzünlü anıları hissetmek çok güzeldi.
İki de güzel bayan vardı yanımda.
Sevgili arkadaşım Özlem ve Susse. Susse Almanya'nın ünlü
fotoğrafçılarından biridir. Kimsenin bilmediği, merak
edipte görmediği Yedikule Zindanlarında, üçümüzün yalnızlığında
fotoğraflar çektik.
Sirkeciden binipte Yedikule'de
inince hat boyunca yürüyeceksiniz, hemen karşınıza heyula
gibi dikilecek. İlk kez çocukluğumda gitmiştim. Henüz 10
yaşındaydım. Biletçiyi bulmak zordu. Hemen karşıdaki
Yedikule Polis Karakolu'nun sundurmasında tavla oynuyordu.
Onu bulup kaldırması, bilet kestirmek için uğraşması, 10
yaşında bir veletin müze gezmek için heycanını görmesi
tuhafına gitmişti, bön bön suratıma bakmıştı.
Kitap, mitap, broşür, muroşür
sorunca, satınalmak için; daha bir şaşıyordu, koskoca Türkiye
Cumhuriyeti'nin anlı şanlı Kültür Bakanlığı'nın
Yedikule Müzesinin bir kitapçığı, risalesi, tek sayfa tanıtıcı
basılı kağıdı yoktu çünkü. Neyseki şimdi 4 satır bir
levha asmışlar.
Hem Yedikule'yi gezse gezse bizim
gibi üç delibozuk gezer. Ama bizden gençlerin (Ne de olsa
artık 31 yaşımıza dayandık) de hakkını yemeyelim şimdi,
iki bilete 2 milyon TL verip 8 saat gezilebilen Yedikule
surları, kule tepeleri, mazgal aralıkları, duvar kuytuları
mükemmel sevişme bölgeleri. Dapdaracık merdivenlerden, bir
zamanlar o artık erimiş taşları titreten yiğitlerin kılıç
şıkırtılarıyla "Yektir Allah Yek" naralarını
hatırlayıp tımanırken azıcık "öhhhöö öhhööö"falan
diye gürültü etmek gerekiyor., yukarıdan dudak şapırtılarıyla
karışık, "canım... canımm... ruhum... hayatım...
beni seviyorsun değilmi... beni babamdan ne zaman
isteyeceksin" fısıltıları kulağa çalınabilir çünkü.
Belki onlar, üçyüzyıl önce
burada gezinmiş tutsakların da, o mermerli kulelerden deniz
tarafındaki zindanında öldürülmüş olan Sultan Osman'ın
anısına daha bir saygılıydılar. Burcu burcu yalnızlık
ve ölüm kokan, umarsızlık ve dışkı kokan Yedikule'yi
sevgi yuvasına çevirmişlerdi çünkü.
İçeri girdiğinizde ise artık
kaleyi korumakla görevli yeniçerilerin küçük camii yok
artık avluda, yerinde yeller esiyor, Yedikule bomboş, çok
ama çok sessiz., insanı ürkütecek kadar sessiz. Bugünlerde
giderseniz yani yaz aylarında, iri incir yapraklarının, eğrelti
otlarının, katır tırnaklarının arasından at sinekleri vızıldıyor,
ayaklarınızın arasından kertenkeleler kaçışıyor, arasıra
da kurumuş dışkı kalıntıları.
Çünkü burayı gezenler şanlı
ataları Genç Osman'ın hüzünlü ayrılığını yaptığı
yeri, açık hava kenefi, havadar def-i hacet mahalli olarak
kullanıyorlar. Tarihi çok seven atalarına laf söyletmeyen
ona saygılı bir milletiz hani.
Sultan Osman'ın boynu bükük
bir kuzu yavrusu gibi boynuna ip geçirilip çekiştirildiği
yerlere, onun anısına en büyük ve en iğrenç saygısızlığı
yapıp kakamızı ediyoruz, hem de bir müze de, sonra da eve
dönüp Viyana kapılarına dayanan şanlı atalarımızı anıyoruz.
Duvarların dibinde dünyaya
bedel bir Türk kakası ve yaşanan Yedikule Müzesi.
Osman genç, delikanlı Osman.
Bakın o ayrı bir yürek yarasıdır.
Osman'ın hücresi gezilemiyor.
Deniz yolundaki mermerli kulenin hemen dibindeki küçük
demir kapı kapalı, zincirli gezilemiyor. Neden kapalı?
Neden gezilemiyor? O da belli değil. Sayın Kültür Bakanı
İstemihan TALAY efendi hazretleri bu konuda ne düşünüyor
onu bilebilmek hiç olacak iş değil. Ya da Yedikuleden
haberi varmıdır, bilmiyoruz.
Topkapı Sarayındaki harem
zindanı da kapalıdır. Gezilemez. Harem ağalarıyla ve
birbirleriyle lezbiyen ilişkiye giren cariyelerin kapatıldığı
ve idam edildiği yerdir.
Yoksa utanıyormuyuz milletçe?
Osman'ın orada nasıl öldürüldüğünü hatırlamak ve
bilmek mi istemiyoruz? Ele güne göstermekten mi çekiniyoruz.
Kendimiz de gidip bakmaya mı korkuyoruz?
Osman'ın nasıl küfür kıyamet
Ağakapısından ata bindirildiğini, Beyazıt-Laleli-Aksaray-Davutpaşa
yoluyla nasıl Yedikule'ye getirildiğini hatırlamak
gerekecek çünkü ardından.. Yolda yeniçerileri tarafından
baldırının nasıl sıkıldığını, kalçasına olmadık
rezilliğin yapıldığını Naima'dan, olayı konağın
cumbasından seyreden Peçevi İbrahim Efendi'nin tarihinden açıp
bakmak gerekecek.
Sonra laf dönecek dolaşacak o
20 Mayıs 1622 gecesi Yedikule'de deniz tarafındaki mermer
kulenin bodrumunda neler olup bittiğine gelip dayanacak.
Ve o gece orada, yeniçerilerin
Sultan Osman'ın önce ırzına geçip ondan sonra öldürüldüğü
ortaya çıkacak. Herkezin bildiği ama söylemeye cesaret
edemediği bir gerçek kabak gibi patlayacak.
Ve bizim padişahın ırzına geçmeyi
bile başarmış insanlar olduğumuz açık edilecek herkeze.
Dünyanın neresinde sinek vızıltılarının,
insan dışkılarının, çöplüğün ortada gezdiği bir müze
hangi ülkede vardır. Ve müzelerin en önemli yerleri neden
hep kapalıdır Türkiye'de.
Buraları da shopping center
yapalım, halı, incik, boncuk falan satalım. Ya da akrabalarımıza
verelim duvarlarını yıksınlar büfe yapsınlar, çay bahçesi
yapsınlar. Topkapı Sarayındaki harem zindanından da,
Sultan Osman'ın kanlarının hala durduğu ağaç kaplamalı
zindanından da kurtuluruz böylelikle.
Hakan ÇİFTÇİ,
Competitive Advantage of Turkey Genel Koordinatörüdür.
|
Istanbul Life.Org: Incili Cavus Sok.No:37/3 Alemdar Mah. SultanAhmet Istanbul /TURKIYE
Tel: 90 (212) 511 2198 - 511 7556 Fax: 90 (212) 511 21 98 - 520 77 43 e-mail: info@istanbullife.org