| İstiklal
Caddesi'ndeki İsveç Başkonsolosluğu'nun binası bir
kitaba konu oldu. Burası İstanbul'un önemli tarihi yapılarından
biri. Üstelik İsveçlilerle Osmanlılar arasındaki
maceralarla dolu tarihi ilişkilerin sembolü.
İsveç ile Türkiye arasındaki
diplomatik ilişkilerin geçmişi 1587'ye kadar uzanıyor.
İsveç Kıralı III. Johan, Sultan III. Murat'la ezeli düşmanları
Ruslara karşı ittifak önermek için bir temsilci gönderdi.
Çok değerli hediyelerle Osmanlı sarayına gelen
temsilciye karşı saygıda kusur edilmedi ama diplomatik
planda istekleri yerine getirilmedi. Çünkü o sırada
Osmanlılar İran'a karşı bir cephe açma hazırlığındaydılar
ve dört bir yana yumruk sallamak doğru bir taktik olmazdı.
500 sayfalık bir kitaba
konu olan ve Osmanlılar hakkında İsveççe yazılmış en
eski kaynak olduğu bilinen ikinci ziyaret ise ilginçti. İsveç
Kralı, 17. yüzyılın ilk çeyreğinde İstanbul'a iki elçi
birden gönderdi. O dönemde tek elçiyle yetinmek pek akıl
karı sayılmazdı. Çünkü, yollar uzun, şartlar çok çetindi.
İsveç'ten yola çıkan elçilerden biri Kuzey, diğeri de
Güney Avrupa yolunu izleyerek İstanbul'a ulaşmaya çalışırdı.
Çoğu zaman bunlardan biri, bazen de ikisi birden yolda
hayatlarını kaybedebilirdi.
Ama bu sefer ikisi birden İstanbul'a
vardı. Gelgelelim yolda soyuldukları için yanlarında
Sultan'a sunacak hiçbir değerli hediye getirememişlerdi.
Bu durum ise, önemli bir protokol nezaketsizliği sayıldığı
için sarayda pek sıcak karşılanmadılar. İstanbul'da
istihkakları da kesildiğinden çok zorlandılar ve bir müddet
sonra ülkelerine döndüler.
Demirbaş Şarl geliyor
Bundan sonraki ilişkide
temsilci olarak İsveç Kralı Şarl'ın kendisi geldi.
‘‘Demirbaş Şarl’’ diye bilinen, savaşçı Kral,
Ruslara yenilince Osmanlı topraklarına sığındı ve
burada, romanlara, filmlere konu olacak kadar ilginç bir beş
sene geçirdi. Yenik ama kahraman Kral, ülkesine döndü,
savaşmaya devam ederken bir cephede öldürüldü.
Bu olaydan yaklaşık 30-40
yıl sonra İsveçliler ile Türkler arasındaki ilişkiler
yeniden ısındı. İsveçliler İstanbul'a gelen misyon şeflerine
kalıcı bir ikametgah kurmak istiyorlardı ve bu amaçla dönemin
gözde semti Pera'da, tepelerden Haliç ve Boğaziçi'ni gören
bir düzlükteki araziyi satın aldılar. 1857'de bir İngiliz'den
alınan bu mülk, şimdiki Narmanlı Hanı'nın karşısındaki
İsveç Konsolosluğu'nun bulunduğu yerdi. Arazi içinde
bulunan yapı tadil edilerek kullanılmaya başlandı.
1818'de bina yanıyor
Binaya o dönemler Palais de
Suede (İsveç Sarayı) adı verildi. Rokoko ve İslam karışımı
abartılı süslemelerin olduğu bu bina yıllarca kullanıldı.
Fakat zaman içinde epey bir değişikliğe uğradı. Binanın
birinci katı bir Protestan kilisesi haline getirilerek,
Pera ve çevresindeki Protestanlar'ın ibadetlerini
yapacakları bir mekana dönüştürüldü. İkinci kat ise
ikametgah ve elçilik bürosu olarak kullanıldı.
Bir müddet sonra daha görkemli
bir mekana dönüştürülmek için birkaç onarımdan geçirilerek,
ikinci kata çıkan sade merdiven değiştirildi. Saraydaki
gibi iki çift yanlı anıtsal görünümlü yeni merdiven,
alt katla üst katın birbirinden kesin çizgilerle ayrılmasını
sağladı. Bina önden iki, arkadan dört katlıydı. İkinci
katın ortasındaki salonda balolar yapılıyor, tiyatro
oyunları sergileniyordu.
Bu sade ve güzel yapı
1818'in Paskalya kutlamaları sırasında yandı, elçilik
mensupları bahçedeki köşke taşındı, yeni binanın yapımı
için start verildi. Yeni saray için birkaç proje ortaya
çıktı, sonunda birinde karar kılındı. Fakat bu
projelerin Stokholm'de reddedilmesi üzerine geçici olarak
oturulan köşkün genişletilmesine ve işlerin buradan yürütülmesine
karar verildi.
Bu yıllarda İsveç ve
Norveç tek bir krallık altında birleştiği için bina
iki ülkenin temsilciliği olarak hizmet vermeye başladı.
1860'ta yeni binanın ve Grand Rue de Pera (İstiklal
Caddesi) üzerinde gelir getirecek sekiz dükkanın yapımı
için Avusturyalı mimar müteahhit Pilgher'e sipariş
verildi. 1870'te yeni bina bitirildi, misyon buraya taşındı.
Yanan binada iki kat olan zemin, yenisinde teke indirilmişti.
Bu katta katiplerin büroları ile mutfak ve diğer iç
hizmetler için bölümler yer alıyordu. Giriş katında üst
düzey diplomatlar çalışıyordu.
Bahçesinde zarif ağaçların
ve envai çeşit çiçeklerin bulunduğu, muhteşem bir giriş
kapısıyla taçlanmış olan bu bina bugün hala hizmet
veriyor.
BİN YILIN ÖZETİ
İsveç'in İstanbul Başkonsolosu
Sture Theolin, yüzyıllara tanıklık yapmış İsveç
Sarayı için bir kitap kaleme aldı. Theolin, kitapta
Bizans'tan günümüze kadar, tüm geçmişi özetledi.
Sevin Okyay'ın zarif Türkçesi'yle dilimize kazandırılan
eseri okurken satır aralarında hakkında çok az bilgiye
sahip olduğumuz İsveç'in tarihini de öğreniyoruz.
Ersin Kalkan
Ersin Kalkan'in
diger
yazilarina ulasmak icin lutfen tiklayin.. |